logo

Eve Dönemezsin

Selahattin Yusuf

Kalbi derinden kırıldığında sessizdir insan. Konuşabilmesi için ona yeni bir ses verilir...

Bu romanın adımları dolaşıyor. Yürürken burnunu çekip kendi kendine konuşuyor. Aşk içmiş. Kalbindeki ödemi gözyaşlarıyla çıkarıyor vücudundan.

Dağ kekiği, imkânsız aşk sırtını dönmüş giderken nasıl kokarsa, öyle kokuyor bu roman. Geceleri dolunayın altında uzayıp giden kırların ona arka çıkacağını sanıyor. Kalbindeki elemi kahkahayla çıkarıyor vücudundan.

Bu romanın dili dolaşıyor. Yoksul bir çocuğun, hayallerine ulaşmak için yeni bir sese tutunma çabasını anlatıyor. Küçük yaşta hayat mücadelesini, kan ter içinde bir aşka bağlanma tutkusunu anlatıyor. Sol elinin parmaklarını birleştirip, bir buket gül gibi uzatıyor öğretmenin kızılcık sopasına.

Kış meyvelerinin isimlerini ezberleyemediği için kar altında bekliyor, tek ayak üstünde. Bıçak saplandığı yerden çıkmıyorsa, durup kabzasını süslüyor gülümseyerek.

Aşk içmiş.

Göçük altında kalmış bir roman bu.

Durup durup Selvi diye birine sesleniyor.

Kurtarılmayı değil, anlaşılmayı bekliyor.

Muhtemelen sizden de cesaret alıyor.

Günümüz Türk edebiyatının usta kalemlerinden Selahattin Yusuf, yeni romanında taşra hayatının zorlukları omuzlarına binmiş, kendisini “yıldızları dağ doruklarına, gaz lambalarını da göklere yerleştirmiş bir gecenin garip yolcusu” olarak tanımlayan isimsiz bir çocuğun yoksullukla, yaşam kaygılarıyla ve aşkla mücadelesini güçlü üslubuyla anlatıyor.